Masum canların birer birer toprağa düştüğü, daha hayatın başındaki çocukların hayallerinin yarım kaldığı bir dönemdeyiz. 15 Nisan 2026’da Kahramanmaraş Onikişubat’ta yaşanan okul saldırısı, yalnızca bir şehirde değil, tüm Türkiye’nin yüreğinde derin bir yara açtı. Daha önce Şanlıurfa Siverek’te yaşanan benzer olayın acısı dinmeden gelen bu ikinci facia, toplum olarak ne kadar kırılgan bir noktada olduğumuzu bir kez daha gözler önüne serdi.
Ama asıl sorgulamamız gereken, bu olaylardan sonra sergilediğimiz tavırdır.
Evet, acımız büyük. Evet, kayıplarımız tarifsiz. Ama bu acıyı gerçekten hissedebiliyor muyuz? Yoksa sadece birkaç gün konuşup, sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam mı ediyoruz? Daha da acısı, bu tür felaketlerin hemen ardından bazı kesimlerin hiçbir şey olmamış gibi eğlencelerine devam etmesi, konserlerin iptal edilmesine tepki göstermesi, hatta duyarsız paylaşımlar yapmasıdır.
İşte tam da burada insanlık sınavı başlıyor.
Bir toplumun büyüklüğü, sadece ekonomik gücüyle değil; acıya verdiği tepkiyle, kayıplar karşısındaki duruşuyla ölçülür. Biz ne yazık ki bu sınavda her geçen gün biraz daha zayıf kalıyoruz. Çünkü artık acıya alışıyoruz. Ölüm haberleri sıradanlaşıyor. “Bize dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışı, vicdanlarımızı köreltiyor.
Oysa unutuyoruz…
Bugün başkasının evine düşen ateş, yarın bizim kapımızı çalabilir.
Bugün başkasının evladı, yarın bizim evladımız olabilir.
Bu yüzden mesele sadece bir olay değil; mesele insan kalabilmek.
Devlet büyük afetlerde yas ilan eder, bayraklar yarıya iner. Peki ya toplum? Biz kendi içimizde yas tutabiliyor muyuz? Bir annenin gözyaşını hissedebiliyor muyuz? Bir babanın çaresizliğini anlayabiliyor muyuz?
Yoksa sadece izliyor muyuz?
Toplum olarak yeniden empatiyi öğrenmek zorundayız. Acıya saygı duymayı, kayıplara sessizce eşlik etmeyi, gerektiğinde eğlenceden vazgeçebilmeyi öğrenmeliyiz. Çünkü bu bir zorunluluk değil, bir insanlık gereğidir.
Unutmayalım…
İyi ya da kötü, felaket ya da mutluluk… Hayatın her hali hepimiz için geçerli. “Bize olmaz” demek, en büyük yanılgıdır. Asıl mesele, başkasının acısını kendi acımız gibi hissedebilmekte.
Eğer bunu başarabilirsek, işte o zaman gerçekten toplum olabiliriz.
Aksi halde sadece kalabalık olmaya devam ederiz.
Ve en acısı da şu olur:
Masum canlar gider…
Ama biz hiçbir şey öğrenemeyiz.
Şerif Akarçeşme KUŞA HABER
Aydın ve Kuşadası’ndan haberdar olmak için www.kusahaber.com ve @kusa_haber takip edin.







