Hayat bazen insana öyle dersler verir ki, ne kitaplarda yazar ne de bir başkası anlatabilir. O dersler ancak yaşayarak öğrenilir. İşte o derslerden biri de şu sözde gizli: “Başkasının kavalıyla kaval çalarken, çaldığın kaval elinden alınırsa havayı üflersin.”
Bu söz, aslında başkasının imkânlarıyla var olmaya çalışanların acı gerçeğini anlatır. Kendi emeğiyle, kendi alın teriyle bir şey ortaya koymak yerine; başkasının gücüne, makamına, imkânına yaslanarak yol yürüyenler… İlk bakışta güçlü görünürler. Ama o güç, onların değildir.
Bir gün o “kanal” kapanır.
İşte o gün, elindeki kaval da gider.
Geride ne kalır? Ne ses, ne nefes… Sadece boşluk.
Bugün etrafımıza baktığımızda, bu durumu sıkça görüyoruz. Birilerinin gölgesinde büyüyenler, o gölge çekildiğinde ortada kalıyor. Çünkü kendi ayakları üzerinde durmayı hiç öğrenmemişler. Hep birilerinin omzuna basarak yükselmişler ama o omuz çekildiğinde yere çakılacaklarını hiç hesap etmemişler.
Oysa gerçek güç; başkasının sunduğu imkanlarda değil, insanın kendi emeğinde saklıdır.
Kendi kanalını açamayan, başkasının kanalına mahkûm olur.
Kendi kavalını çalamayan, başkasının sesine muhtaç kalır.
Ve unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur:
Emanet güç, kalıcı değildir.
Bugün birilerinin desteğiyle ayakta duranlar, yarın o destek çekildiğinde ayakta kalabilecek mi? Asıl soru budur. Çünkü hayat, kimsenin kimseye sonsuza kadar omuz verdiği bir yer değildir.
Herkes, bir gün kendi nefesiyle üflemek zorundadır.
İşte o yüzden; başkasının kanalıyla kaval çalmak yerine, kendi yolunu açmak gerekir. Belki zor olur, belki geç olur ama sağlam olur. Kimsenin el uzatmasına ihtiyaç duymadan, dimdik ayakta durabilmek…
Asıl başarı budur.
Aksi halde, bir gün kaval gider…
Ve geriye sadece üflenecek boş bir hava kalır.
Şerif Akarçeşme KUŞA HABER
Aydın ve Kuşadası’ndan haberdar olmak için www.kusahaber.com ve @kusa_haber takip edin.







